e
sv

Doğru İnsanı Bulmak Diye Bir Şey Gerçekten Var mı?

1736 Okunma
avatar

Bekir Çağlayan

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Doğru insanı bulamamak klişesi ne kadar gerçek, ne kadar ciddi? Tecrübe sahibi insanlar anlatıyor.

Doğru insanı bulma konusunda ne yapmak lazım?

Her sabah sitenin parkurunda birkaç kilometre yürürüm. bir ay kadar önce, parkurun kenarındaki banklardan birinin üstünde bir yavru kedi gördüm, ona doğru bakınca hemen bana doğru atıldı, aldım kucağıma biraz sevdim. pek çelimsiz ama cevval bir şeydi. parkurun 200-300 metre kadar ilerisinde bir kedi konseyi ortamı var. birinci katta oturan kedisever teyze iple tepsi sarkıtır, kedilere su, süt, mama verir. aldım benimkini oraya doğru yürümeye başladım. varınca da götürüp mamaların başına koydum, deli gibi yemeye başladı. sonra ben yoluma devam ettim. ertesi gün kedi konseyine baktım, benimki de onların arasında güneşe karşı oturmuş duruyor. her gün ona bakarak geçmeye başladım. benimki şimdi bildiğiniz topaç, mamaların başından hiçbir yere ayrılmıyor, o da konseye katıldı anlayacağınız.
onu bu sabah gördüğümde ‘ben onu konseye götürmesem belki orayı bulamayıp aç kalacaktı’ diye düşündüm. sonra da her sabah yaptığım gibi yürüyüş tefekkürüme devam ettim.

insanlar da birbirlerinin yakınından, hatta dibinden geçip bulamıyorlar belki birbirlerini. bazen karşılaşıp birbirlerini yeterince tanıyamıyor, bazen tanıştıkları halde hayatlarının birbirine senkronize olamayacakları bir zamanında karşılaşıyorlar. hayatınızın erkeği/kadını belki de restoranda yan masanızda yemek yiyor, belki sokakta karşı kaldırımdan geçiyor, belki müzede sizinle aynı heykeli bir saat öncesinde seyrediyor. hayattaki kesişim olasılıkları öylesine çok, ve doğru insanlar öylesine az ki doğru insanı bulamama ihtimaliniz, bulma ihtimalinizden kesinlikle yüksek. bu olasılıkların fazlalığı doğru insanı arayıp bulmayı da imkansız kılıyor aynı zamanda, koca şehirde daha önce hiç görmediğiniz ve neye benzediğini bile bilmediğiniz birini arayıp bulmaya çalışmak gibi. daha önce de yazmıştım buraya, ayakkabı bulmak gibi bu iş, bazen saatlerce arar beğeneceğiniz bir ayakkabı bulamazsınız, sonra bir gün amaçsızca gezinirken karşınıza çıkar.

işte bu yüzden insanları anlamaya, tanımaya çalışmak; onların kalbine, zihnine kulak vermek; dünyaya, hayata karşı olumlu bakmak; küçük olasılıkların bile bir olasılık olduğunu ve gerçekleşebileceğini asla unutmamak gerek. ve o doğru insanı bulunca elinden sıkı sıkı tutmak…

“Fazla odaklanıyoruz”

doğru insanı bulmaya çok odaklanmamızdan kaynaklanıyor bence. çünkü herkesin belli bir kriteri var. boyu uzun olsun, sakalı olsun, şu okulu bitirmiş olsun vs. çünkü bu isteklerimiz dışında bir şey olursa sürekli bu eksiklik ya da fazlalık gözümüze batıyor.

bir de mesela doğru insanı hayatın merkezine koyma var. o insanı bulunca puzzle’ın eksik parçası tamamlanacak, her şey rayına oturacak ve çok mutlu olacağız diye düşünüyoruz. sonra ufak bir sorunda, zorlukta nasıl böyle olabilir diye düşünüp mutsuzlaşıyoruz. doğru insan dediğimiz kişinin aslında yanlışmış olduğu düşüncesine kapılıp onu da kaybediyoruz.

yani kısaca çok aramamak ve belli bir şeye odaklanmamak lazım. hani nerde diye sürekli tetikte olmamak lazım. hem bulamasak nolur, dünyanın sonu değil. biz de bulmamış oluruz.

Nasıl bir şey ki bu?

soğuk bir kış günü, gökyüzünde süzülen birbirinden eşsiz, sayısız kar tanesini hayal edin. hayranlıkla izleyeceğiniz bu manzara karşısında ister istemez en güzel ve en eşsiz olanını yakalamaya çalışacaksınız. en mükemmel olanın parmağınıza konmasını dileyeceksinizdir ve konacaktır da. sonra o harika küçük kar tanesinin parmağınızda yavaş yavaş eriyip yok olduğunu göreceksiniz. hayal kırıklığına uğrayacak, o kar tanesi ile bir daha asla karşılaşamayacaksınızdır.

insanlar da böyledir. yüreğinize konmasını isteyeceğiniz kişiyi arar durursunuz ve bir gün bulduğunuzu düşünürsünüz. sonra ne mi olur? günü geldiğinde doğru kişi olduğunu düşündüğünüz insan yüreğinizde eriyip kaybolacaktır… ve yine hayal kırıklığına uğrayacaksınızdır.

eriyip, kaybolmak diye bir gerçeklik söz konusu iken aramak mı? bulmak mı? ne mümkün.

Alternatif bir yorum

şu sözdeki kibre ne demeli? doğru insanı bulamamışmış.

bilakis; bulduğun insan tam sana göredir, hem de tencere ve kapak gibi. sen nasıl bir insansan, karşına da tam sana münasip insan veya insanlar çıkar; aksi asla mümkün değildir.

çünkü dış âlem, senin iç âleminin projeksiyonudur. bu sebeple etrafını iyi gözle! ne türden insanlar çevrende kümelenmişler iyi bak! çünkü her biri senin bir özelliğini yansıtıyor. böylece kendini de tanıyabilirsin. eğer kendini değiştirirsen, çevren de otomatikman değişecektir. zira spiritüel bedenlerinin titreşimleri yakın olanlar, birbirlerini mıknatıs gibi çekerler; uyumsuz olanlar ise iterler.

sonuç: doğru (!) insanı arıyorsan, önce kendin doğru insan olacaksın.

Final yorumu

doğru insanı bulamadığını söyleyen insanlardan sıkıldım. gidip olmayacak birine sırf arzu duyuyorsunuz diye yüksek değer yüklüyorsunuz. sonrasında da ise olmayınca doğru kişiyi bulamamaktan bahsediyorsunuz çünkü size devamlı aynı hayal satılıyor. “bir elmanın yarısı, hayatının aşkı, o tek kişiyi bul!”

doğru insan bulunmaz, belli niteliklere sahip insanı seçtikten sonra ilişki inşa edilir. yani dünyada size %100 uyumlu, sizi bekleyen birileri yok. zaten bu yüzden ruh eşi diye bir şey de yok. size uygun ve ilişki inşa edebileceğiniz bir sürü kişi var.

çoğu kişi bunu anlamıyor, yanlış kişiyle yapmaya çalışıp sonrasında hayal kırıklığına uğruyor. evet başka birine ihtiyacınız var ama yanlış kişiyle bunu yapmanıza sırf bir süre iyi hissetmek için ihtiyacınız yok. aksi halde uzun süreçte elinizde mutsuzluk kalacaktır. unutmayın mutluluk ana aitken, mutsuzluk bir süreçtir. bu nedenle yanlış bir insandansa dönemsel-yalnızlık daha iyidir.

özetle sorun doğru kişinin olmaması değil, sizin mantıklı ve tutarlı tercihler yapmamanız.